Dünya, devletler arasındaki jeopolitik güç mücadelesi ile çok uluslu şirketler arasındaki ekonomik rekabetin öne çıktığı tek kutuplu emperyalizm çağının giderek derinleştiği ve yaygınlaştığı dönemi yaşamaktadır.
Küreselleşme politikalarının baş aktörleri, tarihin en haksız, adaletsiz, hukuksuz saldırılarıyla dünyayı “dikensiz bir gül bahçesi” olarak yapılandırma çalışmalarına hız verdiler. Kamuoyuna sunulan asılsız ve amaçlarına uygun biçimlendirilmiş gerekçelerle başlatılan savaşlar Ortadoğu'yla birlikte tüm yeryüzünü sıcak savaş ve kaos ortamına sürüklemektedir. Tüm dünyada etnik, dinsel, kültürel ayrılıklar tetiklenerek şiddet eylemlerinin her geçen gün arttığı bir ortam oluşmakta ve insanın emeğe, topluma ve doğaya yabancılaşması daha da derinleştirilmektedir. Öyle görülüyor ki bu kaos ortamı önümüzdeki süreçte yayılarak devam edecek; kaosu yaratanlar, aynı zamanda “kaosu” yöneterek dünyaya hakim olmanın planlarını adım adım sürdürecektir.
Ülkemiz, içinde yer aldığı bu coğrafi ve siyasi ortamdaki gelişmelerden ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan giderek yükselen oranlarda olumsuz etkilenmektedir.
1980 sonrasında gerçekleşen kamu yönetiminin kötürüm kılınmasından, sağlık ve sosyal güvenlik yasalarına kadar uzanan köklü değişikliklerle Türkiye çok geriletilmiştir. Tüm sosyal politikalar insanımız ve toplumumuzda çok haklı olarak gelecek belirsizliği ve endişeleri yaratmaktadır. Genç kuşakların ve ülkemizin geleceği ipotek altına alınmıştır.
IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, AB anlaşmaları ve işbirlikçi sermayenin çıkarları uyarınca insanına ekonomik ve sosyal refahı sunmayan ekonomik-sosyal politikalar demetinin karar vericileri, mevcut sömürüyü perdeleyip örtmek için dinsel ve milliyetçi kökenli siyasi gerekçelendirmelerle Cumhuriyet Türkiye'sini kritik bir evreye sokmuşlardır.
Bunların tümü Türkiye'yi ciddi bir rejim bunalımı; kapsamlı bir sosyo ekonomik bunalım ve ülkenin kamusal kaynakları ile halkını yoksullaştıran bir yönelim içine sokmuştur.
1980'den itibaren Türkiye yeni bir liberal değişim, dönüşüm süreci içindedir. Türkiye adına karar vericilerin izlediği yeni liberal siyaset, bizzat küresel kapitalizmin dış merkezlerince güdümlenmiş ve Cumhuriyetin 84 yıllık birikimlerinin uluslararası sermaye ve işbirlikçilerinin çıkarları doğrultusunda talan edilmesi hedeflenmiştir.
Cumhuriyetin 1930'lardan beri sanayileşme hamleleriyle oluşturduğu sanayi birikimi, özelleştirmelerle talan edilmiş, kamunun ekonomik ve toplumsal yaşamdaki ağırlığı büyük oranda azaltılmış, kamu işletmeciliği ve kamu hizmetlerinde mutlak bir gerileme yaşanmıştır.
Temel ekonomik yaşamı uluslararası sermayenin denetimine sokulan ülkemizde "küreselleştirme ve yeni sömürgeleştirme operasyonu" başarıyla uygulanmış, dış karar merkezlerinin Türkiye'nin ekonomik ve siyasal yaşamına daha fazla yerleşmesi, daha fazla içselleşmesi sağlanmıştır.
İşte bu süreçte dış borçlar 226 milyar dolara ulaşmış, dış borçların tutarının GSMH'ye oranı % 55'lere yaklaşmıştır. İç borçlar, devlet borçları, belediye borçları ve krediler de hesaba katıldığında 2006’da 402 milyar doları bulan borç miktarı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) yaklaşmış ve Türkiye aşırı derecede iç ve dış borçlanmaya itilmiştir.
Bir başka konu da, Türkiye’nin yakın zamanda bireysel çıkarı ve köşe dönmeciliği esas alan neo liberal ideolojilerle birlikte Türk-İslam sentezi, dinsel gericilik ve ırkçılık kıskacına sokulmuş olmasıdır.
Bugün Türkiye'de, insanca, hakça, eşitlikçi, adil bir ekonomik-sosyal program ve ekonomik sosyal projeksiyon ile bütünleşmiş bağımsızlıkçı, demokratikleşmeci bir program ve bu programı önermekle kalmayıp temsil edecek bağımsız bir irade ve siyaset boşluğu bulunmaktadır.
Odamız bu sürecin mühendislik uygulamalarına ilişkin sonuçlarını hemen her platformda kamu yetkililerine karşı dile getirmekte ve mühendisliğin korunması için özel gayret sarf etmektedir.
Mevcut durumu sanayiden hareketle inceleyecek olursak; KOBİ'lerde çalışan mühendis sayısı oldukça düşük olup, sermaye çevreleri ve siyasal iktidarlarca hep dile getirilen "verimlilik" adı altında daha da azaltılmıştır. Türkiye'deki işletmelerin büyük bir bölümünü oluşturan 200 bini aşkın küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarında hala mühendis istihdam geleneği oluşturulamamıştır. Sanayi KOBİ'lerinin % 46,5'inde mühendis istihdamı yapılmamakta, yalnızca % 22,3'ünde bir mühendis çalıştırılmaktadır.
Mühendislerin, sanayi katma değeri içindeki ücretlerinin toplam içindeki payı % 35,2 oranında azalmıştır. Başka bir deyişle mühendisler katma değerden daha az pay almaktadırlar ve son on yıl içinde yoksullaşmışlardır. Mühendislik ücretleri, geçim standartları endeksine göre on yıl öncesine göre % 56,8 oranında düşmüştür. TMMOB kapsamındaki meslek alanlarımızda işsizlik oranı yaklaşık olarak % 25'ler seviyesine ulaşmış, çalışan üyelerimizin yaklaşık % 75'i yoksulluk sınırının altında ücret almakta, önemli bir kesimi de meslek dışı alanlarda çalışmaktadırlar.
Kısacası gerek kapitalist küreselleşme süreçlerinin emperyalist sömürü karakteri gerekse ona bağlı olarak ekonomi, yani sanayi, istihdam, gelir ve bölüşüm ilişkilerinin örgütleniş tarzından dolayı mühendislik uygulamaları olumsuz bir şekilde etkilenmekte, meslek alanlarımız daraltılmaktadır.
Böylesi kapsamlı bir saldırı dalgasına karşı Odamız, yalnızca örgütlü üyesinden aldığı güç ile direnmekte ve meslek alanlarını genişletme mücadelesi vermektedir. Çalışma programımızın özü, yurdumuzun doğal kaynak ve çıkarlarının korunması ile Oda Çalışma İlkelerimizde belirtildiği üzere meslek ve meslektaş çıkarlarının korunmasından ibarettir. Programımızın ilerleyen başlıklarında bahsedileceği üzere, Odamızın mühendislik meslek alanlarının korunması ve genişletilmesine yönelik çalışmaları birinci derecede önem taşımaktadır.
Bu kadarla yetinilmeyecek, iç işleyişimizde katılımcılık zeminine tamamen sahip çıkılacaktır. Katılımcılık ile çalışma programlarımızda yer alan "demokratik merkeziyetçilik" arasında doğru bağlar kurulacaktır. Bu noktada Yönetim Kurulumuz gerek katılımcılığın, gerekse demokratik merkeziyetçiliğin, ortak paydalara sahip farklı güçlerin bulunduğu ortamlarda daha işlevsel olduğunu görmüştür. Katılımcılık yoluyla kararların oluşum süreçlerinin demokratik kılınması ve demokratik merkeziyetçilik yoluyla da, ortak paydalara sahip farklı eğilimlerin tek bir merkez halinde hareketini savunma yaklaşımını terk edilmeyecektir.
Bugün planlama, sanayileşme ve kalkınmadan ülkemizin bağımsızlığı savunusuna, sosyal hukuk devleti gerekliliklerinden ülkemizin önemli ve stratejik sanayi kuruluşlarının özelleştirmesine, kamu yönetiminin içinin emperyalist yöntemlerle boşaltılmasından eğitim ve sağlık sisteminin çöküşüne, etnik sorunların Türkiye'nin birliği içinde çözümlenerek her türlü teröre son verilmesine kadar ülkemiz için yakıcı olan her sorunda, Yönetim Kurulu, Odamızın mesleki ve sosyal sorumluluk ve örgütsel birliğini koruyarak bu sorunlara demokratik ve yurtsever bir temelde çözüm arayacaktır.
Kendisini mesleki-demokratik kitle örgütü olarak tanımlayan Odamız, önümüzdeki süreçte de, bağımsızlık, demokrasi, kalkınma ve barış mücadelesinde yerini almaya devam edecektir. Dinamik bir yapıya sahip olan Odamız sahip olduğu çalışma anlayışı ve ilkeleri gereği kamu çıkarlarının korunmasında emekten, halktan, çevreden, üretimden, tüketicinin korunmasından yana halka ve üyelerine karşı sorumluluğunu yerine getirmeye, mesleki gelişimin sağlanması için çalışmalar yapmaya ve bu uğurda örgütsel bağımsızlığını korumaya devam edecektir.
Dünyada yaşanmakta olan küreselleşmeci emperyalist süreçlerin ülkemize, halkımıza, mesleğimize ve meslektaşlarımıza yansımalarını irdeleyen Odamız; yurtseverlik ve demokratlık temel ilkesi, demokratik merkeziyetçi çalışma anlayışıyla, örgütlü üyesinden aldığı güçle ve örgütümüzün kendi iç dinamikleri, hukukuyla oluşturulan Ana Yönetmelik, Yönetmelik, ilke ve geleneklerine sahip çıkarak çalışmalarını sürdürecektir. Bu çalışma anlayışı doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikler sonucu oluşturulan platformlarda; meslek-meslektaş sorunlarının tartışıldığı, ülkenin temel sorunlarına ilişkin görüşlerin oluşturulması ve katılımcılığın sağlanması temelindeki çalışmalarını yürütmeye devam edecektir.